Aegean, bir koleksiyondan önce bir his.
İzmir'de yaz sabahı güneş henüz yükselmeden Ege'nin rengi nasıl değişir, biliyor musunuz? Önce gri, sonra lavanta, sonra o tarif edilemez turkuaz.
Küçükken bu rengi çok severdim. Tuzlu hava, ılık taş, ayakların altında ısınan kum. O his hiç geçmedi.
Aegean'ı tasarlarken kendime tek bir soru sordum: Bu duyguyu bir takıya nasıl taşırım?
Cevap formda saklıydı. Dalgalanan, akan, hiçbir köşesi olmayan formlar. Doğanın mükemmel olmayan ama eşsiz olan geometrisi. Kumun üzerinde bıraktığı iz, suyun taşa dokunduğu an.
Ve denizin derinliklerinden gelen o iki güzellik — mercan ve inci. Biri sert, renkli, canlı; diğeri yumuşak, sedef, zamansız. Birlikte taşındıklarında Ege'nin tüm zenginliğini taşıyorlar. Çünkü inciyi olmayan bir yaz koleksiyonu düşünemiyorum — deniz zaten onun evi.
Her parça Ege'den bir anı taşıyor — sessiz, sade ve zamansız.